Gergerlioğlu: Öğrencilik hayatımda dediğim gibi; biraz zorluk yaşayalım!

Gergerlioğlu: Öğrencilik hayatımda dediğim gibi; biraz zorluk yaşayalım!

Gergerlioğlu, Yeni Özgür Politika gazetesinden Osman Oğuz’a, Milli Görüş geleneği ile hareket eden bir babanın çocuğu olarak nasıl politikleştiğini, İslamcı geleneğin tartışmalarında nasıl konum aldığını, Kürt sorununun siyasi serüveninde tuttuğu yeri ve bugünkü direnişini anlattı.

Birkaç gün önce Ertuğrul Kürkçü ile de konuştum ve size dair “Tamamen apayrı geleneklerden geliyoruz ve eninde sonunda demokratik özgürlükler için mücadele cephesinde birleşiyoruz ve bu o karaktere duyduğun hayranlığı ifade etmenin önünde engel değil” dedi. HDP içinde mesela komünist hareketten gelen isimlerle sizin gibi İslamcı hareketten gelen kişiler bir araya geliyor, birbirinden de gurur ile bahsediyor. Bu nasıl bir duygu?

Şöyle anlatayım: Ben insan hakları çalışmalarına başladıktan sonra büyük değişimler yaşadım. Mazlum-Der’in bana çok iyiliği oldu. İnsan hakları ortak paydası ile her kesimle bir araya gelebiliyorsunuz. Biz mesela başörtüsü eylemleri yapardık, İHD’deki ağırlıklı olarak solcu ve Alevi arkadaşlar gelir destek verirdi. İHD ile ortak bir sürü iş yaptık, bu da bizim için bir iyilik oldu. O güne kadar sol İslami kesime, İslami kesim de sola yan bakardı ama birbirlerinin ne dediğini bile bilmezlerdi. İnsan hakları ortak paydasında bir araya gelince birbirimizi sevmeye başladık.

Sol camia ile mesela oturup Kürt meselesini konuşmaya başladık ve baktık ki aslında aynı şeyleri düşünüyoruz. Yahu o zaman neden uzak duralım? Aramızda köprüler oluştu ve bayağı güzel ilişkiler gelişti. Bu bizi geliştirdi tabii. Diğer İslami camialar bu konuda sınıfta kalıyor, “Benim oğlum bina okur, döner döner bir daha okur” misali. Temcit pilavı gibi habire aynı şeyleri tekrar edip duruyorlardı. Mesela biz başörtüsü eylemleri yapıyorduk, gelip katılıyorlardı, Kürt meselesine ilişkin iki kelam ediyordum, “Yahu Ömer sen de burayı Kürt meselesine çevirmişsin” diyorlardı.

Ben İslam’ın özgürlükçü özünü anlamaya çalışan bir anlayıştan geliyorum. Demokrasi nedir, insan hakları nedir, bunlar İslam dünyasına ne derece yakındır, bu sorgulamaları yaptık. Böyle olunca insan hakları ortak paydasında mesela Ertuğrul Kürkçü ile, Öztürk Türkdoğan ile, Şebnem Korur Fincancı ile buluştuk. Onlar sol geleneklerden geliyor, ben İslami gelenekten geliyorum ama şu anda birbirini çok seven, çok iyi anlayan insanlar haline geldik.

Birkaç gün önce, “Artık herkes net olsun, yarım ağızlı açıklama yapmasın” gibi bir açıklama yaptınız. Bu açıklama nasıl bir eleştirinin ve ruh halinin sonucu?

Şu anda Türkiye’de siyaset birilerini eleştiren ama çözüm üretemeyen bir halde. Çok ciddi sorunlar var ama siyasi partiler net, radikal tavırlarla siyaset üretemiyor. “Erdoğan niye yıkılmıyor” diye soruyoruz ama muhalefetin niye siyaset üretemediğini sormuyoruz. Muhalefet etkin ve dinamik adımlar atsaydı bu durumda olmazdık. Ben de bunu eleştiriyorum. Düşünün, bir milletvekili resmen bir ortaoyunu ile vekilliği düşürülüp cezaevine atılıyor, işin özeti bu. Siyaset, “Kınıyoruz, iyi bir şey olmadı” falan diyor. Böyle mi olmalı? Mesele ben değilim, HDP de değil, mesele demokrasi meselesi ama tepkiler “Dostlar alışverişte görsün” türünden…

 Nasıl tepki verilebilir peki?

Ne bileyim, mesela biz Adalet Nöbeti yapıyoruz, nerede genel başkanlar, buyursunlar gelsinler. Öyle bir telefon etmekle, kınamakla olmuyor; yumruklarını masaya vurmaları gerekiyor.

 Muhalefet partilerinin genel başkanlarından telefon aldınız mı?

Aldım, evet. Sayın Davutoğlu, Sayın Babacan, Sayın Kılıçdaroğlu aradılar ve üzüntülerini bildirdiler. Yine Temel Karamollaoğlu bir açıklama yapıp “Vicdanımız kabul etmiyor, çok yanlış bir şeydir” demiş. Bunlar var ama yeterli değil. Bu resmen bir yargı cinayetidir ve ufak tefek kınamalarla geçiştiremezsiniz. Ben idama götürülmüyorum belki ama cezaevine atılıyorum. Yarın öbür gün bu meselenin kendilerine gelmeyeceğine eminler mi? Başka gün de Kılıçdaroğlu terörist ilan edilip götürülür. Enis Berberoğlu için Ankara’dan İstanbul’a yürümüş bir Kılıçdaroğlu var. Düşünün yani, çok radikal bir eylem. O zaman ben CHP’li olmadığım halde bir CHP’li kadar destek verdim, hatta bana “Yahu CHP’li mi oldun” diyenler olmuştu. Memlekette adaletsizlik varsa ve adalet için yürüyüş varsa, benim canım kurban o yürüyüşe. Şimdi de çok daha etkin çalışmalar yapmazlarsa siyaset üretemezler. Ben bu konuda şu anda toplumun partilerden daha önde olduğunu düşünüyorum. Her partiden insanlar beni telefonla arayıp, “Sana yapılan yanlıştır” diyor. Biz böyle bir şey oluşturduk ama yahu sen CHP neredesin? Kamu vicdanı söz konusuyken sen neredesin? Küçük bir kınama ile mi geçiştireceksin? O yüzden daha net tepkiler verilmesi gerektiğini söylüyorum.

İddianamede neler var? Tweet dışında bir şey var mı?

Beş tane fezlekem var. Birkaç tane daha gelir sanırım. Bu davamda, iddianamede attığım bir tweet’ten başka suçlama yok. Cezayı sadece tek bir tweetten yemişim, (gülerek) başka da bir teröristliğim yoktur.

Peki, önümüzdeki günlerde itiraz sonuç vermezse cezaevine girme ihtimaliniz var. Çok doğrudan sormak istiyorum: Korkmuyor musunuz?

Ben ilk defa cezaevine gireceğim, böyle bir deneyimim yok. Eşim, çocuklar hazırlar ama mesela yaşlı annem var, 83 yaşında, ona söyleyemiyoruz, o beni biraz endişelendiriyor. Onun dışında ben hazırım, moralim de yerinde.

Ben doğru bir işten başkasını yapamazdım, doğru işler yaptığım için doktorluktan atıldım, millet tarafından getirildiğim vekillikten atıldım, ceza yedim, itibarsızlaştırılmaya çalışıldım, yaka paça pijama ile meclisten atıldım ama önemli değil. Ben doğruyu söylediğim için cezaevine atılıyorum ve bu hakaretlere maruz kalıyorum. İçim rahat. Bu ruh hali var bende.

Kimi ‘yurtdışına çık’ falan dedi, ben düşünmedim onu. Anayasa Mahkemesinde de adaletsizlik olabilir, yapacak bir şey yok, şu anda kabullenmiş durumdayım. Şu anda yaptığım, cezaevine girsem bile son ana kadar bana yapılan ve herkese yapılan adaletsizliği söylemek, direnişi sürdürebilmek ve bunu da en etkili şekilde yapabilmek. Yoksa sonuçta birkaç gün sonra beni alıp götürecekler, görüntü bu.

Önemli olan, yüzümüzün kızarmaması. Yüzümüz kızarsaydı, topluma mahcup olsaydık, utanacağımız bir iş yapsaydık, o zaman problem olurdu. Ama şu anda alnım açık, başım dik, yüzüm ak, neden korkayım? Ben sırf onurumdan dolayı, ilkelerimden dolayı cezaevine atılıyorum. Benim gibi de bir sürü insan var cezaevinde, ben ilk giren değilim ki. Zaten böyle bir toplumda bizim içeri girmememiz mümkün değil.

Cezaevlerini gezdim, oralardaki yaşamı mahpuslardan avlularda, koğuşlarda dinledim. Çok yabancı değilim ama tabii her türlü hal var. Bizden intikam almak isteyen görevliler olabilir, şunlar olur bunlar olur ama onlara da artık hazırız. Öğrencilik hayatımda zorluklar yaşadığımda da kendime hep, “Biraz zorluk yaşayayım ki hayata hazır olayım” derdim, kendimi böyle ikna ederdim. Şimdi de öyle düşünüyorum. Ne olacak yani, biraz zorluk yaşayalım.

Röportajın tamamı BURADA

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir